Sessizliğin Şarkısı, Duyulmayanlar
Sessizliğin içinde saklanan hayatı, duyulmayan sırları ve insanın gürültüden uzaklaştığında fark ettiği küçük mucizeleri anlatan düşünsel bir deneme.
Sessizliğin Şarkısı, Duyulmayanlar
Susunca ortaya çıkar tüm şarkılar. Sessizlik büyülü bir şeydir aslında. Hayat bizi günlük koşuşturmacaların içinde sürüklerken çok şeyi kaçırırız. Yüksek seslere duyarlı gezeriz hep. Oysa önemli şeyler hep kıyıda köşede sessizce olup biter hep. En büyük ittifaklar sessiz odalarda, kuytu köşelerde kurulur. Duyulduğunda her şey tamam olmuştur aslında. Biz ardından anlamaya çalışırız ne zaman oldu bu diye. Oysaki çoktan bitmiştir müzakereler. İmzalar sessizce atılmıştır. Bizim gördüğümüz ekranlardaki imzalar sadece kurmacadır.
İlişkilerde de böyledir durum. Uzaktan bakarak gizli kendini ele vermez bakışlar ve işaretler çoktan yakınlaştırmıştır iki kişiyi birbirine. Mesafeler çoktan kalkmıştır. Biz fark edilmesini istedikleri zaman fark ederiz. Öyle değil midir? Duyunca ufaktan bir şok geçirerek ‘aaa öyle miymiş?’ diye tepki verdiğimiz tüm olayların gizliden sessiz bir altyapısı mevcuttur. Çoğu uzun zaman almıştır. Kimisi de spontane gelişmiştir. Biz fark ettiğimizde zaten her şey yoluna girmiştir. Gizleme gereği kalmamıştır.
Bunlar sadece bizim duyup gördüklerimizdir. Görmediğimiz ve duymadığımız birçok sır sessizce bir köşede yaşanmış ve hatıralarda yerini almıştır. Ah ne çok sır var bilmediğiniz. Duymak isteyeceğiniz. Sır saklamayı bilmeyen insanlar ne kadar çoksa, o kadar da bir sırrı bir ömür içine gömen insanlarda var. Sessizce bir köşede yaşayıp giderler. Biz sanırız ki adam yaşamıyor. Günlük rutinlerini tamamlayıp köşesine çekiliyor. ‘Nasıl bir yaşam bu’ deyip hayretle bakarız. Oysaki fırtınalar kopuyordur da o kişinin çevresinde kimsenin ruhu bile duymuyordur. Bazen ansızın ortaya bir dikkatsizlikle dökülüverir sırlar biz sadece şaşırıp kalırız işte.
Dedim ya pek çok önemli şey sessizce halledilir. Bu çok eski bir gelenektir. Sır deyince kuytu köşelerdeki sadakatsizliğe varan davranışları anlamayın. Elbette onlar hep sessizce olur. Gürültü ve patırtı ne kadar yüksekse o kadar gizli saklı işler vardır insanların içinde. Onun için insanlar gürültülü atmosferleri sever.
Devletlerde öyledir. Bazen bilerek gürültü çıkarırlar çünkü sessizce halletmeleri gereken gizli saklı bir işler vardır kenarda bekleyen. Bazen bombalar patlar metropollerde ve ortaya çıkmaz failler bir türlü. Oysaki gizli işler dönmüştür çoğu zaman arka planda. Bizler farkında bile değilizdir.
İlişkilerde öyledir. Her gün gördüğünüz kavga eden eşlerin baş başa kaldıklarında yaptıklarını bilemeyiz. Böyledir insanoğlunun dünyası. Dalgalı denizleri severler genellikle sıkıcıdır durağan şeyler. İnsanlar aksiyon ister. Eğlence olsun, konuşacak bir şeyler çıksın isterler. Bunu bilenlerde onlara büyük gürültüler verirler. Bir ülkenin gündemini aylarca meşgul ederler ki insanlar başka şeyler düşünmesin.
Dedim ya önemli şeylerin çoğu sessizce halledilir. Gürültü bir perdedir gizlilik için. Herkes birbirini aldatan eşlerin hep gece aldattığını düşünür ama yanılırlar. Onlar gündüz, güpegündüz aldatırlar da kimselerin ruhu duymaz. Gece olanlar cüzi bir şeydir. Gündüz yapılamayan ertelenen işlerdir sadece ve son derece risklidir.
Bütün bu anlattıklarım hayatın olağan akışında olan şeyler. İlk defa ben yazmadım. Ben çıkarmadım bu gerçekleri ortaya. Oysaki benim niyetim sessizliğin içinde bir kuşun sesini duyabilmek üzerine, bir böceğin çığlığını duymak üzerine bir şeyler yazmaktı. Sessizce etrafımızda olup bitenlere bir göz atmaktı. Dedim ya susunca ortaya çıkar tüm şarkılar. Kuşların sesleri, böceklerin çığlıkları, ağacın dalına vuran rüzgarın uğultuları. Sessizlikte duyulur olur bütün bunlar. Biz insanlar çok gürültücü bir topluluğuz. Yeryüzündeki gürültünün tamamına yakını bizden kaynaklı. Diğer hayvanlar ve ağaçların sesi duyulmaz bile bizim yanımızda.
Dedim ya sessizlik büyülü bir şeydir. Bir tırtılın o sessiz hareketleri. Yaprakların huzur veren süzülmeleri. Kuşların gökyüzünde uçup gitmeleri… Biz insanlar sanki bütün yükleri üzerimize almaya yeminli gibi. Her şeyi merak eder, dert ederiz. Oysa kuşlar öyle mi? Sadece kendi ağırlığını sırtlanıp kanatlarıyla taşırlar bütün yüklerini. O kadar hafiftir aslında, kendinle ilgilenmek. Bir o kadar da ağırdır başkasının dertlerini üstlenmek.
Anlatmaya çalışıyorum. Biliyorum anlatamam da. Anlatabilseydi yazarlar bana yazacak bir şeyler bırakmazlardı. Oysa yazacak ne çok şey var. Yaşam denilen sınırlar içerisinde yazmakla bitmeyecek olaylar var.
Çeşme 1 Temmuz 2026
Tepkiniz Nedir?