Aşka Ne Eşlik Eder
"Aşka Ne Eşlik Eder?", günümüzün hızlı tüketilen ve "aşeka" (sarmaşık) gibi çevresini kurutan sığ ilişkilerine karşı, eski aşkların derinliğini ve sabrını savunan bir denemedir. Yazar; aşkın eskiden edep, mesafe, bekleyiş ve mektuplarla harmanlandığını, kavuşmanın değil hasretin aşkı olgunlaştırdığını vurgular. Günümüzde popüler kültürün ve dijital gürültünün gölgesinde kalan aşkın, aslında ancak sessizlikte ve birine gerçekten "bakabilen" derin gözlerde hayatta kalabildiğini hatırlatır.
Aşka Ne Eşlik Eder?
Biliyorum, herkes şimdi "Aşk mı kaldı, nerede o eski aşklar?" der gibi. Ben de bu yazıda o eski aşklardan söz etmeyi düşündüm zaten. Aşk; sabır, bekleyiş ve hasretle dolu bir yoldur aslında. Kavuşunca solar çoğu; o yüzden kavuşmak, aşkın düşmanı olagelmiştir eskiden beri. Sarmaşık gibi sarar insanın tüm bedenini ve benliğini. Son yıllardaki "aşeka" benzetmesi de bundandır. Sanki eski aşklar kaldı da, herkesin bir aşekası var... Bu sadece eski, sahici aşklara duyulan bir hasretin yankısı değil; ara sıra yeni kelimeler bulma modasının sonucu, başka dilden alınan eski bir kelimenin anlık popüler olmasından ibaret. Önüne arkasına birkaç süslü laf eklenince, bir de dile hoş geldiyse, bir anda kendini göklerde buluverir kelimeler. Artık insanlar her şeyi o kelimeye yükler; kelimenin bütün anlamları ve çağrışımları bu sele kapılır. Üstünden birkaç sene geçince de unutulur gider.
Oysaki aşkı en güzel mektuplar anlatırdı eskiden. Öyle süslü kelimeler bulmak da zordu. En saf haliyle, kelime dağarcığında olan tüm sözcükler serpişiverirdi mektubun köşelerine. Öyle birdenbire söylenmezdi zaten; dolambaçlı, utangaç kelimeler seçilirdi. Çoğu ima ile anlatılırdı ve manası da anlayanın idraki kadar olurdu. Aşk, söylemlerin arasındaki boşlukta yaşayandır. Onun derinde bir yerlerde yeri, yurdu vardı. Yasaklar vardı eskiden ve en büyük yasak mesafelerdi. Edep kelimesi eşlik ederdi onlara. Göze, dile gelmeyen şeyler kalbe dolarda.
Uzaktan bir kere görebilmek için onca yol günlerce gidilir gelinirdi. Bazen görmek mümkün olmaz, başka bir gün beklenirdi. Bazen sevilen ansızın çıkıverirdi; telaş bir yana, şaşkınlık ayrı bir tarafa savrulurdu. Üst baş perişan halde olurdu bu karşılaşmaların çoğunda. Aşk genelde münasebetsiz zamanları severdi; çünkü insan en çok öyle zamanlarda kendini ele verirdi.
Hemen pat diye mektuplar gidip gelmezdi. Aylar süren gözlemlerin ardında azıcık bir ilgi kırıntısı aranır, sonra umutla uygun zamanlar taranırdı. Bir bahane aranırdı. Bayramlar kaçırılmazdı; çünkü bayram ziyaretleri büyük fırsatlardı. Sonra bir yakına açılınır ve mektuplaşma için bir aracı aranırdı. İlk mektup, ilk heyecan ve bitmek bilmeyen bekleyişler... Cevabı ne zaman gelir diye beklenilen, geçmek bilmeyen zamanlar... Zaman ağır ağır ilerlerdi ama aşkı bir meyve gibi olgunlaştıran da oydu.
Popüler edebiyatta örneği azdır, hemen aklınıza bilindik romanlar gelmesin. Çünkü ayıplanırdı o tarz ilişkiler. Dedim ya; ince elenip sık dokunan ve hassas bir teraziyle tartılan bir süreçti bu. Sinemamızda örnekleri çoktur aslında. Çoğunda kavuşulmazdı; bu aşklar bir yara ve iz olarak bir ömür taşınırdı. Çok zaman sonra bastırılmış aşk hortlasa da tekrar üzerine toprak atılır, gömülürdü. Ateşi toprak söndürürdü.
Aşk bedel ve ispat isterdi. Hemen sevilmezdi; zor elde edilen kıymetli olurdu, kıymeti bilinirdi. Bugünlerdeki gibi saman alevi gibi aynı gün başlayıp bitmezdi. Seven gerçekten sever, sadakatle beklerdi. Sabırlı bekleyişin meyvesi güzel olur ve bir ömür sürerdi.
Şimdilere bakmayın siz; dediğim gibi aşktan eser kalmadı. Son zerresi de yerlere saçıldı. Sahi, şimdi aşk var mıydı? Yoksa da nerede kalmıştı? Bugünün aşkları "aşeka"ydı; hızlıca sarar, sarmalar, kurutur, yok eder ve çabucak tüketirdi. O popüler kültürün ürünü olan kelime, günümüz aşklarını en güzel anlatanıydı. Bu çağda sabır hâlâ bir erdem mi, yoksa ilk zorlukta terk edilen mi? Beklemek elzem mi, yoksa ilk feda edilen mi?
Bugünlerde aşk; kalabalık caddelerden, gürültülü bildirim seslerinden ve sergilenen duygulardan çekilip sessizliğe, isimsizliğe ve birine gerçekten "bakabilen" gözlerin derinliğine saklandı. Aşkı artık bulabilen, bu yüzden çok az kaldı.
Çeşme 11.04.2026
Tepkiniz Nedir?