Herkesin Severek Okuyabileceği Kitaplar 1

Tavsiye Kitaplar Listesi - 1

Herkesin Severek Okuyabileceği Kitaplar 1

1.Şeker Portakalı

Şeker

Jose Mauro de Vasconcelosun başyapıtı Şeker Portakalı, "günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü"dür. Çok yoksul bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen, dokuz yaşında yüzme öğrenirken bir gün yüzme şampiyonu olmanın hayalini kuran Vasconcelosun çocukluğundan derin izler taşıyan Şeker Portakalı, yaşamın beklenmedik değişimleri karşısında büyük sarsıntılar yaşayan küçük Zezenin başından geçenleri anlatır. Vasconcelos, tam on iki günde yazdığı bu romanı "yirmi yıldan fazla bir zaman yüreğinde taşıdığını" söyler.

Alıntılar: "Uyuyalım. İnsan uyudu mu her şeyi unutur."

“Daha çok anlat” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”

"  Biliyor musun, insanları öldürüyorum,Portuga.
Bunu nasıl yapıyorsun, Zeze?
Onları unutarak... "

 

2.Küçük Prens

küçük

Antoine de Saint-Exupéry’nin 1943 yılında yazmış olduğu bu kitabın her sayfası bir ders niteliğindedir. Dünyada 140 milyondan fazla satmış olan bu kitap her ne kadar gençler ve çocuklar için bir kitap olarak düşünülse de her yaş gurubunun mutlaka okuması gereken kitaplardan biridir.

"Hoşça git," dedi tilki. "Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez." Küçük Prens unutmamak için tekrarladı: "Gerçeğin mayası gözle görülmez."

“Ben üzgündüm. Ama onlara yorgunum dedim.”

"Ölene kadar sorumlusun gönül bağı kurduğun her şeyden" dedi tilki.

“İnsan çok üzgün olunca günbatımlarından hoşlanır.”

"Senin gülünü önemli kılan, onun için harcadığın vakittir."

“Bazılarının yüreğe iyi gelen bir yanı vardı, armağan gibiydiler.”

"Gözler kördür, İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman gerçeği görebilir."

 

3.Hayvan Çiftliği

hayvanlar

George Orwell’ın bu muhteşem eseri her yaş grubuna hitap etmektedir.

İngiliz yazar George Orwell’ın Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş ikinci ünlü yapıtıdır. 1940'lardaki 'reel sosyalizm'in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında 'yergi' türünün başyapıtlarından biridir. Hayvan Çiftliği'nin kişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirirler. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olanlar domuzlar; kısa sürede önder bir takım oluştururlar, devrimi de onlar yolundan saptırırlar. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıkça görülecektir. Öbür kişiler bire bir belli olmasalar da bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir. Romanın alt başlığı Bir Peri Masalı'dır. Küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değildir; ama roman, bir masal anlatımıyla yazılmıştır.

“Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar öbürlerinden daha eşittir.”

“Özgürlüklerini savunmayanların ödedikleri bedel ağırdır.”

"İnsanoğlu, kendinden başka hiçbir yaratığın çıkarını gözetmez."

“İnsan, üretmeden tüketen tek yaratıktır.”

  

4.Satranç

satranç

Stefan Zweig'ın, 1942 yılında, Hitler iktidarından kaçarak sürgün hayatı yaşadığı Buenos Aires'te yayımladığı Satranç adlı romanında New York'tan Buenos Aires'e yapılan bir gemi yolculuğunda, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic, kendisi için beklenmedik bir rakip olan Dr. B. ile karşılaşır. İsimsiz bir amatör olan bu gizemli rakibin satrançla tanışmasının olağanüstü bir hikâyesi vardır. Bir Nazi kurbanı olan Dr. B., o kara günlerde sadece satranç sayesinde ayakta kalabilmiştir.

Hikâyenin diğer kahramanı Czentovic ise iletişim kurmakta zorlanan, yaşamında satranç dışında hiçbir şey olmayan, kazanmaya kurulu bir saat, soğuk, küstah, kuralcı, yüzeysel, kültürsüz, kara cahil bir "dâhidir.

Bu ikili bir gemide karşılaşır ve kıyasıya bir satranç oyununda kendilerini bulurlar.

“savaşacağım tek şey, içimdeki diğer bendi.”

"İnsanın konuşacak kadar zekâya, ya da susacak kadar akla sahip olmaması büyük bir talihsizliktir."

"İyilikle gülümseyebilen insanlar vardı hâlâ."

  

5.Sineklerin Tanrısı

sinekler

Sineklerin tanrısı her yaş gurubunun mutlaka okuması gereken bir kitaptır.

"Sineklerin Tanrısı", günümüzde bir atom savaşı sırasında, ıssız bir adaya düşen bir avuç okul çocuğunun, geldikleri dünyanın bütün uygar törelerinden uzaklaşarak, insan yaradılışının temelindeki korkunç bir gerçeği ortaya koymalarını dile getirir. Konusu, R. M. Ballantyne'ın Mercan Adası gibi eşsiz bir mercan adasının cenneti andıran ortamında başlayan bu roman, çağdaş toplumlardaki çöküntünün, insan yaradılışındaki köklerini göz önüne sermek amacıyla Mercan Adası'ndaki duygusal iyimserlikten apayrı bir yönde gelişir. Uygar insanın yüreğinde gizlenen karanlığı deşerken "Sineklerin Tanrısı"; daha çok Conrad'ın kısa romanı "Karanlığın Yüreği"ni andırır. Golding'in romanındaki çocuklar da başlangıçta tıpkı Kurtz gibi, uygar toplumun baskılarından uzak bir örnek düzen kurmak isterlerken, gitgide hayvanlaşır, korkunç bir kişiliğe bürünürler. Bu yönüyle Sineklerin Tanrısı'nın Mercan Adası ile öbür ıssız ada serüvenlerinden ayrıldığı en önemli nokta, ıssız ada yaşamının çetin güçlüklerini ya da mutluluğunu anlatmaktan daha çok, bir insanlık durumunu, kişiler arasındaki çatışma aracılığıyla ortaya koymaya çalışmasıdır.

"En büyük düşünceler, en basit olanlarıdır."

"Korku sizlere zarar vermez, düşlerin zarar veremediği gibi."

   

6.Sefiller

sefiller

Sefiller herkesin okuması gereken kitaplardan birisidir.

Victor Hugo Yoksul bir köylü çocuğu olan Jan Valjan, küçük yaşta annesini ve babasını kaybetti. Gidecek başka yeri olmadığı için yedi çocukla dul kalan ablasının yanına gitti. Yetim kalan çocuklara babalık, ablasına da yardım etti. Aradan geçen yıllar onu içine kapalı, sessiz, ama güçlü kuvvetli bir delikanlı yapmıştı. Çektiği sıkıntıdan yakınmıyor, yalnızca ablasının ve yedi çocuğunun karnını nasıl doyuracağını düşünüyordu. Bu hiç de kolay değildi maalesef... Jan Valjan''ın elinden her iş gelirdi. Yarıcılık, orakçılık, yanaşmalık ve bağ budayıcılığı... Ama bu işler de her zaman bulunamıyor, işsiz kaldığı zamanlar da oluyordu... Jan Valjan, kışın çok soğuk geçtiği ve kıtlık olduğu o yıl da işsiz kaldı. Kendini düşünmüyordu ama evde bir lokma ekmek bekleyen aç yedi çocuk vardı. Karınlarını doyurabilmek için hiçbir çare bulamayınca sonunda bir fırından ekmek çalmak zorunda kaldı.

”14 yaşımdayken karnımı doyurmak için bir parça ekmek çaldığımda beni zindana attılar ve orada tam 6 ay bedava ekmek verdiler. Hayatın adaleti budur.”

''Kalabalıklar daima tehlikelidir. İçlerinde mutlaka ruhlarını ucuza satan alçaklar bulunur.''

  

7.Suç ve Ceza

SUÇ

Suç ve ceza Dostoyevski’nin en önemli eserlerinden biridir.

İdealist bir hukuk talebesi olan Raskolnikov fakirlik çekmektedir. Tefeci Alena İvanovna'yı öldürüp parasını ve eşyalarını alıp fakirlere dağıtmayı planlar . Sonra bir baltayla kadını öldürür ama hesap dışı gelişen bir şey olmuştur. Tefeci kadının kardeşi Lizaveta İvanovna da gelmiştir. Delil bırakmamak adına onu da öldürür.

Raskolnikov'un işlediği cinayetten ötürü vicdanıyla başbaşa kaldığını, nasıl savaştığını ve vicdan muhasebesini anlatır.

“Önce biraz ağladılar, ama alıştılar şimdi. Aşağılık insanoğlu her şeye alışır!”

“Bir katilden daha cani insanlar gördüm. Umudumuzu öldürenleri gördüm.”

“Dünya hassas kalpler için cehennemdir.”

"Kendi planlarımızı yapıyorduk ama kaderin de planları olduğunu unutmuştuk."

   

8.Martin Eden

MARTİN

Jack London'ın, kendi hayatından izler taşıyan romanı Martin Eden, denizci bir gencin kişiliğinden ödün vermeden sınıf atlama çabalarını anlatıyor. Zengin bir ailenin kızına âşık olan Martin Eden, ona erişebilmek uğruna kendini ilme ve ünlü bir yazar olma hayaline adıyor; bu hayal uğruna takıntılı denilebilecek bir şekilde varını yoğunu ortaya koyuyor.

Edebiyat tarihinin kuşkusuz en özgün karakterlerinden biri olan Martin Eden, azmi ve zekâsıyla yalnızca işçi sınıfını değil, girmeye çalıştığı burjuva dünyasını da aşıyor. Böylece maskelerin ardında yatanı görüyor, toplumun gerçek yüzünü idrak ediyor. Neticede her iki sınıfa da ait olamamanın yorgunluğu, yazarlık serüveninde çektiği fiziksel ve ruhsal zorluklara eklenince Martin, derin bir yalnızlığa sürükleniyor. Başarı sürecinin haşinliğinin sonunda başarının tatminsizliğiyle karşı karşıya kalıyor. Jack London'ın başyapıtı olan bu trajik roman, okurlarını tıpkı Martin'in hayatı gibi dalgalı bir yolculuğa çıkarıyor.

“Bir kadının yüzüne bakıp sarhoş olacağımı hiç sanmazdım.”

“Ne söylediğinizi, biraz da nasıl söylediğiniz belirler.”

“Doğası gereği düşünceli ve duyarlıydı, yaratıcı ruhu huzursuz ve ısrarcıydı.”

  

9.Tatar Çölü

TATAR

Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle “savaşı”. Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat “düşman”ın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz varlığıyla genç teğmeni cezbeder. Gerçek-dışı, soyut bir mekanda, zamanda, zeminde, olaysızlığın ortasında insana ilişkin en can alıcı sorular…
   
Romanın kahramanı genç teğmen Drago, ülkenin sınırındaki kalelerden birine atanır. Drago kaleyi görür görmez geri dönmeye kara verir. Fakat daha sonra gelişen olaylar, Drago’yu kaleye bağlar. Zamanla kale, Drago’nun kaderi haline gelir. Sıradanlığın pençesine düşüp önüne çıkan fırsatları değerlendirmek yerine alışkanlıkları içinde kendini unutarak tıpkı geceleri yatarken sesini duyduğu tıp tıp eden su damlaları gibi akıp geçen zamana yenik düşen bir adamın hikâyesidir. Romanda Kafka‘nın etkisi açık olarak görülür. Buzzati, Tatar Çölü romanıyla insanın yazgısından kaçmasının imkânsızlığını ortaya koymuştur.
  
 
10.Kuyucaklı Yusuf

KUYUCAK

"Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf'un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olmayacağını sanıyordu."

Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının belki de en romantik kahramanıdır. Hayatın ve insanların zalimliği karşısındaki naif duruşu ile bir yandan trajik bir sona ilerlerken, bir yandan da yaşadığı lirik aşk hikâyesinin kahramanı olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.

Tepkiniz Nedir?

like
4
dislike
0
love
0
funny
0
angry
0
sad
0
wow
1