Yazmak, Kelime İşçiliği

Yazmanın bir kaçışla başlayıp kelimelerle örülen bir tutkuya dönüşmesini anlatan edebî bir deneme. Yazarın zihnindeki yolculuğu, kelime işçiliğini ve yazma serüvenini keşfedin.

Yazmak, Kelime İşçiliği

Kelime İşçiliği

Yazmak nasıl başlar bilir misiniz? Yazmak aslında bir kaçışı simgeler insanın çevresinden. Gündelik işlerin ve rutinlerin arasında bir deniz kıyısına sığınmak gibidir yazmak. Sonra ayrı bir dünyaya ayak basmaktır. Korkularla başlar sonra büyüsüne kapılır insan. Harflerle örülü ve kelimelerle çevrili büyülü bir dünyadır bu. İnsan kendi zihninin boşluklarını doldurarak bir yolculuğa çıkar. Zihin boşluğunu tasnif eder harften tuğlalar ile.

Zordur harfleri kelimelere dönüştürmek. Bazen saatlerce günlerce takılı kalırsın aradığın kelimeleri örebilmek harflerle. Kelime hazinen çok geniş olmalı ki aradığında o kelimeyi anında çıkarıp boşluğa koyabilesin. Her şey okumakla başlar. Okudukça kendinden bir şeyler bulursun. Buldukça çoğalırsın kelimelerin dilinde. Sonra biriken onca kelime ağır gelir, zihin dolar taşmaya başlar. İşte burada başlar bu ağır işçilik. Kelimeleri örmek.

Somut şeylerden örnek verirsin öncelikle. Sonra soyutlaşır kelimeler. Önce taklide doğru giden cümlelerin tadı ayrışır benzerinden. Yavaş yavaş kelime işçiliğini öğrenir ustalığa doğru yol alırsın.

Sonra ustalaşırsın kelime örme işinde. Kendine özgü yöntemlerin olur. Bazı kelimeler ve hisler seni anlatır. Bir ömür seninle dolaşır durur yazının ortasında. Onları kenara atamazsın. Hep seninledir. Senin temsil ettiğin hisler vardır ve onları anlatmayı seçtiğin kelimeler. Sana ait şeyler oluşur ve gün geçtikçe artar çoğalır. Öncesindeki sert duygu geçişleri zamanla törpülenir. Okur, ‘ne ara buraya geldi?’ diye düşünür. Zaman hem senden ömür denilen şeyi alıp giderken seni usta bir sanatçıya dönüştürür.

Yazmak, bir kaçışla başlar ve sonra önüne geçilemez bir tutkuya dönüşür. Bu denize olan tutku gibi bir şeydir. Avcının ava olan tutkusu gibi…

Günlerce peşine düşersin bir kelimenin, usulca kovalarsın onu. Tam yakaladım dediğin anda biri gelir alır götürür onu senden uzaklara. Bir rüyanın en güzel yerinde uyandırılmışsın gibi kalırsın öylece. İşte bazen ondan asabidir yazarlar. Çünkü tam yakalayacağı sırada bir çıkıp patavatsızca dağıtmıştır tüm harfleri.

Yazarlar, yaşamın var olan boşluklarını doldururlar. Kelimeye dökülemeyen şeyleri bir güzel tasnif ve tarif ederek cümleye dönüştürürler. Çoğu insanda olan ama bir türlü cümleye dönüştürüp anlatamadığı duyguları, hisleri ve düşünceleri onlar ustaca derleyip toparlar. Bir şaheser gibi göz önüne çıkarırlar. Bir taş ustası düşünün. Ustaca darbelerle taşı yontarak bir sanat eserine dönüştürürler. Yazarlarda öyledir işte. Harfleri bir araya getirip kelimeleri oluştururlar ve sonra kelimelerle ustalıkla cümleyi kurarlar.

Onların da tutkuları vardır. Çoğu yazar daha çok özgürlük için kaçmıştır toplumdan. Özgürlüğü ararlar. Atları, kuşları, gökyüzünü ve denizi sanırım bundan dolayı severler. Sonra çiçeklere hep sevdalıdırlar.  Çoğunun bir çiçeği vardır. Bazıları ağaçları severler. Kocaman ağaçlar, göğe yükselen, büyük dalları olup etrafı kaplayan. Ama herkes bilir ki, çoğunun yazarken hayal ettiği bir kadını vardır. Onları içten içe kutsarlar. Ulaşılmaz yerlere koyarlar. Sonra o kadın çıkıp gider hayatından. Hasret yüklü mısralara dönüşür ve bir bekleyişle örtüşür bütün yazılar. Ondandır bütün acılar. Ondandır pek çok yazarın en sevdiği mevsimdir sonbahar.

Çeşme 30 Haziran 2026

Tepkiniz Nedir?

like
1
dislike
0
love
0
funny
0
angry
0
sad
0
wow
0