Vedalar Üzerine

 Yazar Hasan Karataş bu yazısında, vedaların o naif ama derin izlerini adeta bir miras gibi her kelimeye işlemiş. İlk vedanın çocukluk masumiyetinden başlayıp şehirlerden, insanlardan, anılardan geçen bu yolculukla hem hüzünlü hem de hayatın kaçınılmaz döngüsünü anlatmıştır.

Henüz bir çocuktum; vedaları bilmezdim. Hafızamı yıllar yılı yokladım, üzerinden zaman geçmişti. Bir sabah, henüz güneş doğmadan hazırlanıp yola çıkmıştım. Bir ahşap köprü üzerinden geçip alaca bir karanlığa karışmıştım.

Hava soğuk değildi. Ellerim bile üşümemişti. Yağmur da yoktu. Eylül ayında nasıl olsun ki… Yol kenarındaki bekleyişim biraz uzun sürdü. Karanlığın içinden gelecek bir farı beklemekteydim. Geriye dönüp uzun uzun bakamazdım. Bilmiyordum… Henüz çocuktum.

İçimde biraz öfke, biraz sitem, biraz da endişe taşıyordum. Beklenen araç geldi. Merdiveninden çıkıp bir koltuk buldum, oturdum. Şimdiki gibi değil tabii; endişeli, yarım bir oturuştu bu. Durmadan yolcu alıp durdu. Yol bitmeyen bir karanlığa doğruydu sanki… Sonunda bir kahvehanenin önünde durdu. Ben de indim; elime tutuşturulan çantayı alıp yürüdüm, gittim.

İlk veda… İlk ayrılık…
Acısız, sızısız… Biraz da anlamsız…

Sonraki zamanlarda bütün anlamları ben yükledim ona. Ben derinlemesine sorguladım. Ben anlamlandırdım her şeyi. Oysa o sıradan ve basit, olağan bir vedaydı sadece.

Günlerce, hatta yıllarca yeniden şekil aldı zihnimde. Yoğurdum; yaşadığım her tecrübeyle yoğruldu. Yeniden şekil aldı. Her ne kadar yıllar geçmiş olsa da ilk veda önemliydi ve bu yüzden bugünlere taşıdım.

Hayır hayır… Hiçbir şeyine dokunmadım, hiçbir şey katmadım. Hepsi aynı kaldı zihnimde. Ahşap köprü zamanla kayboldu; patika yolda kendinden bazı şeyleri yitirdi ama hatırlıyorum: anlattığım gibiydi her şey.

Dedim ya… Değişmedi hiçbir şey.

Zaman gelip geçti. Zaman zaman hatırladım zihnimin derinliklerinde kalan izleri; tekrar yaşarmış gibi… Yeniden ve yeniden hatırladım. Bir miras gibi işte… Bugünlere getirdim. Belki de bu yazıyı yazmak içindi her şey.

Sonra pek çok vedayla karşılaştım. Uzaklarda bir lisede okumalıydım. Gittim, okudum, bitirdim. Bu kez de dört yılımı geçirdiğim bu yatılı liseye veda etmeliydim.

Dört yıl çabuk gelip geçmişti. Bir haziran ayında artık bu küçük ilçeye veda etmeliydim. Yine gittim… Veda ettim. Dört yıl boyunca gelip geçtiğim yolu son defa dönerken, her metresinde onlarca anı canlandı hafızamda. Birden kayboldu o ilçe, baktığım otobüs penceresinden.

Ve şehirlere veda eder oldum. İnsanları artık başka bir kenara koymuştum. Onlarla o kadar çok veda ediyordum ki; sırası gelen gelip geçiyordu hayatımızdan. Birkaç defa haberleşiyor, sonra zamanla birbirimizi hayatımızdan çıkarıyorduk. Kaybolup gidiyorlardı. Bir süre sonra merak da etmiyorduk. Onlar da arayıp sormuyordu zaten.

Hayat böyle bir şeydi demek ki… Her şeyin bir vakti, bir zamanı vardı. Zaman dolunca her şey geride kalırdı.

Çok az insan kalıyordu. Bazı insanları bir miras gibi geçmişten bugünlere taşıyorduk. Ara sıra arardık; hâl hatır sorardık. Geçmiş günleri hatırlardık.

Sonra iş hayatım başlamıştı. Sürekli vedalar oluyordu. Başka yerlere gidenler, yeni gelenler… Okullar bitmiyordu. Şehirlerden geçiliyordu.

Ve tam on iki yıl sonra tekrar veda vakti gelmişti. Yine çıkıp gittim bir şehirden. “Yine dönerim…” diye düşünmeden. Yine döndüm; son bir defa… Sonrası olmadı. Bilmiyorum, belki de olmayacaktı.

Gitmek…

Ve alıştığım yıllar…
Alıştığım yollar…
Alıştığım civar…
Alıştığım dostlar…

Size ne demeli bilmiyorum…
Nasıl veda etmeli…

Sessizce…
Habersiz…
Ansızın…

Her şeyin bittiği yerde,
Yeni bir zamana yelken açmak…

Bilmiyorum nasıl anlatılır…
Biraz çekingen, biraz…

Ya size ne demeli…
Portakal çiçekleri…

Ben yolcuyum…
Boş verin beni…

Hep geri dönme umuduyla,
Hep misafir edasıyla
dolaştığım yerde…

Koca bir deryaya kucak açan belde…
Gidiyorum senden habersiz…
Gidiyorum…

Başka bir şehir beni bekliyordu ya… Artık okullar yoktu hayatımda. Hepsi bitmişti. Öğrenci olacak yaşları da geçmiştim çoktan. Artık yazacaktım; durmadan…

Çok uzun sürmemişti; yine ayrılıyordum yaşadığım şehirden ve bir veda daha başlamıştı henüz yola çıkmadan. Soğuk bir şehre düşmüştü yolum ve yedi yıl kalacaktım bu şehirde de. Kaldım ve günleri tek tek tükettim.

Gitmem gerekiyordu yine… Ve vakti geldiği için çıkıp gittim.

Kolay değildi. O kadar yaşanmışlık… Bir o kadar da alışkanlık… Her şeyi ezber ettiğim bu yerden de göçüp gidiyordum yine…
“Bir şehre değil, tüm yaşanmışlıklara veda” olarak.

Biliyorum; bitmeyecekti bu vedalar. Bize bir gün her şey veda etmeden…

Nereden gelmişti konu buraya… Merak ettiğim bir köşe yazısını ararken, veda etmekle ilgili bir cümle alıp getirmişti beni bu konuya.

Durdum… Bekledim… Hafızamı yokladım… Ve uzaklardan çekip çıkardım işte bazı vedaları. Unutmamıştım. Hatırlamıştım o günleri… Hayatımın belirli dönemlerinde veda etmenin gerekliliğini…

Çeşme, 27.07.2025

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir