Cemreler Düşerken

Şubat, sabahları camlara ince bir buğu bırakır. Perdeleri araladığınızda gri bir gökyüzü karşılar sizi; sokak lambalarının sarı ışığı hâlâ sönmemiştir. Kaldırım taşlarının arasında biriken sular, geceden kalma yağışı saklar. İnsan nefesini verirken bile buharlaşan bir yalnızlık görür.

İşte tam böyle günlerde, kimsenin fark etmediği bir anda düşer cemre.

Önce havaya…
Soğuk, keskin rüzgârın arasına karışan belli belirsiz bir ılık koku olur. Gökyüzünün rengi koyu kurşunîden daha açık bir maviye çalar. Çatılardan sarkan buzlar güneşi görünce hafifçe terlemeye başlar. Serçeler, uzun süredir suskun kaldıkları dallarda tedirgin ama umutlu bir hareketlenme gösterir. Hava hâlâ soğuktur ama içinde bir yumuşama sezilir; sanki sert bir yüz ilk kez gülümsemeyi denemiştir.

Sonra suya düşer cemre…
Donmuş bir çeşmenin ağzında ince bir şırıltı başlar. Dere kenarındaki buz tabakasında sert çatlaklar belirir; su, sabırsız bir çocuk gibi altından akmak ister. Çamurun kokusu ağır ağır yükselir; toprakla karışmış suyun o keskin, tanıdık kokusu… Elinizi suya değdirseniz hâlâ üşütür, ama içinizde bir şeyin çözüldüğünü hissedersiniz.

Ve en son toprağa…
Karın altından kahverengi bir nem çıkar ortaya. Ayakkabılarınızın altına yapışan çamur, baharın ilk habercisidir aslında. Tarlalarda bekleyen tohumlar sessizce kabarır. Ağaç gövdelerinde ince bir kabuk gerilmesi olur; sanki içlerinden yukarı doğru bir nabız atar. Henüz çiçek yoktur belki ama bir tomurcuğun içindeki yeşil, sabrın son günlerini saymaktadır.

Cemre düştükçe sadece doğa değil, insan da değişir.

Kalbinizin kuytu bir köşesinde sakladığınız eski bir kırgınlık, güneş görmüş kar gibi ağır ağır erir. Uzun zamandır aramadığınız bir dostun adı içinizden geçer. İçinizdeki sessizlikte hafif bir çıtırtı duyarsınız; bu, umut olabilir. Ya da yeni bir başlangıcın kapıyı yoklaması…

Şubat hâlâ kıştır. Ayaz geceleri devam eder, beklenmedik bir kar her şeyi yeniden beyaza bürüyebilir. Ama cemre bir kez düştü mü, artık hiçbir soğuk eskisi kadar güçlü değildir. Çünkü içinize bir kor değmiştir.

Belki de en büyük cemre, insanın kendi yüreğine düşendir.
Bir sabah, aynaya baktığınızda gözlerinizdeki yorgunluğun biraz azaldığını fark ettiğiniz an…
Bir cümleyi daha cesur kurduğunuz an…
Bir affedişi içinizde büyüttüğünüz an…

Şubat geçer.
Ama cemrenin bıraktığı o ince sıcaklık, insanın içinde uzun süre kalır.

Ve her yıl, şubatın ortasında aynı gerçeği fısıldar:
Hiçbir kış, insanın içindeki bahardan daha güçlü değildir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir