
Vitrinler
Zamanın ruhu, bizi artık kapı eşiklerinde değil, parlak ekranların pürüzsüz yüzeylerinde bekliyor. Eskiden evlerin bir ruhu, eşyaların bir hatırası, insanların ise saklı bir derinliği vardı. Şimdilerde ise her şey birer “vitrin” malzemesi… Her anımızı, her sevincimizi ve hatta her hüzün kırıntımızı dijital birer dekor gibi sergilemekten, kendi ruhumuzun tozunu almaya vakit bulamaz olduk. Işıltılı bir hayatın peşinden koşarken kendimizi unuttuk.
Işıltılı Maskeler, Yorgun Çehreler
Ekranları kaydırdıkça gördüğümüz o kusursuz hayatlar, aslında ruhun üzerine çekilmiş kalın birer perdedir. En güzel yemekler, en içten gülüşler ve en uzak ufuklar birer “paylaşım” uğruna tüketiliyor. Vitrinleri bu kadar süsleyip püslerken, o vitrinin hemen ardındaki asıl yuvayı; yani kendi iç dünyamızı ihmal ediyoruz. Dışarısı ne kadar ışıltılıysa, içerisi o kadar loş ve tozlu kalıyor. Yorgunluk ve yalnızlık içimizi sarıyor.
“Yaşamımızı başkalarına kanıtlamaya çalışırken, yaşamayı unuttuk.”
Derinliği Kaybeden Hayatlar
Beş duyumuzun bize sunduğu o muazzam zenginliği, tek bir parmak hareketine hapsettik. Bir çiçeğin kokusunu içimize çekmek yerine fotoğrafını çekmeyi; bir dostun sesindeki titremeyi duymak yerine ekranındaki emojiyi görmeyi seçtik. Bu dijital vitrinler bizi yukarıya, zirveye çıkardığını vadetse de, aslında bizi kendi derinliğimizden koparıp sığ sulara mahkûm ediyor. Detayları kaybettikçe kendimizi de kaybediyoruz; kendimizden uzaklaştıkça ruhumuzun o kadim sesini duyamaz hale geliyoruz.
Tozu Silmek
Belki de ihtiyacımız olan şey, o camdan vitrinleri biraz olsun puslandırmak ve kendi sessizliğimize dönmektir. Ruhun tozunu almak; bir kitabı dokunarak okumakla, bir demli çayın buğusunda geçmişi yâd etmekle ya da sadece gökyüzüne “bakmak” değil, onu gerçekten “görmekle ve hissetmekle” başlar.
Dijital dünyanın o sahte parıltısı söndüğünde, elimizde kalan tek şey vitrine koyamadığımız o çıplak ve sahici ruhumuzdur. Onu tozlu bırakmayalım. Kendimizden fazla uzaklaşmayalım.
“Siz en son ne zaman bir fotoğraf çekme telaşı gütmeden, sadece o anın kokusunu ve sesini içinize çektiniz?”

