Güz geldi,

Bahçede sarardı otlar,

Yağmur da yağıyor artık,

Daha serin akşamlar.

Sensiz soğuk odalar,

Ve ellerim de üşüyor ara sıra.

Daha çok kitap okuyorum yokluğunda,

Bizden hikayeler buluyorum,

Ve bize şiirler yazıyorum ara sıra.

Unutmadım, hatırlıyorum hala,

Yağmurlu havalarda gelişini,

Üşüyen ellerini,

Bakıp bakıp “Ne çok özlemişim” deyişini.

Sonra araya mesafeler giriyor yine,

Unutulmaya yüz tutan hatıralar kalıyor belleğimde.

Belki de alışıyorum sensizliğe,

Önce ağır bir hasret çöküyor içime,

Sonra gün gün çekiliyorum kuytu köşeme.

Alışıyorum belki de,

Alışmak tarif edilir mi bilmem de,

Geçiyor yüreğimde sancılar işte.

Sisler dağılıyor etrafında,

Sonra sen kaybolup gidiyorsun uzaklara,

Üstünde sonbahar kahvesi bir kaban,

Ve sırtında çantan,

Ellerinde söküp aldığın kalbim ve hala çırpınan.

Anlatılır mı bilemiyorum işte,

Sonsuz bir acı, bir çırpınış, bir sızı…

Kulaklarımda sesinin uğultusu,

Gök gürültüsü değil,

Sağır edici sessizlik.

Kahredici hatıralar dokuyor içeri,

Korkuyorum perdeleri aralamaya,

Sen geliyorsun çünkü aklıma,

Başını kaldırıp bakıyorsun her defasında cama.

“Kapı çalacak şimdi” diyorum,

Çalmıyor, bu bir hayal anlasana.

Çıkıp gidiyorsun,

Bir otobüs alıp gidiyor seni,

El sallıyorsun ya bana,

Ben içten içe başlıyorum ağlamaya.

Koşarak kaçasım geliyor,

Aklıma sen düşüyorsun,

Bir otobüs terminalinde,

Her yer kalabalık,

Oysaki bana lazım olan tek şey yalnızlık.

Hatıraları tekrar tekrar zihnimden geçiriyorum,

Bazen “Keşke şöyle olsaydı” diyorum,

Merak etme sen,

Gizli ve içten ağlıyorum.

Sen de ağlıyorsun, hissediyorum,

Hani tam olmamıştı,

Anlatamamıştım sanırım,

Ya da tam istediğim gibi değildi.

Şimdi anlıyorum,

İçimde bağıra çağıra haykırıyorum,

“Ben seni ne çok seviyorum,”

Sen bile bilmiyorsun.

Her anımız saklı içimde,

Her an taptaze, Bir alev var,

Bir ateş kuyusu,

Yanıyor senden habersizce.

Nasıl bir istek, nasıl bir arzu,

Dönüp gelsen yoldan can verecek öylece.

Şimdi sen gittin,

Ben tutsağım sadece bu şehirde,

Ne çok hatıramız var caddelerde,

Gezdiğimiz her yerde.

Kokun sinmiş üstüme,

Kıyıp yıkayamıyorum bu kıyafeti de,

Dokunmuyorum evde hiçbir şeye,

Sen dokundun, sen koydun diye.

Ah sonbahar,

Neden ruhunda bu kadar melankoli var?

Sürekli geliyorsun,

Sürekli hatıralar,

Beni anlatma artık bu kadar.

Biliyorum, geri de kaldılar,

Tüm o eski hatıralar,

Ama hazan geliyor, vuruyor pencereme,

Bakıyorum bir anda, eski de olsa,

Canlanıyor tüm anılar.

Sonra dallara takılmış bir sökük gibi,

Dökülüyorum ben de ağlıyor mısralar.

Unutulmuş gibi olsa da,

Hatırlanıyor işte, maziden kalan o eski anılar.

Sarsak, geçişken bir mevsim iken,

Nasıl biz hüzünle geçiyor sonbahar?

Oysaki bir yaprak dökümünden,

Ve renklerinde bahsedip geçecek iken,

Mısra mısra akıp gidiyor bu mevsim,

Bin bir hüzünle içimden.

Şimdi neden dem vuruyorsun ki eskilerden?

Oysaki sonunda yeni bir bahar var,

Yeni gelecek yıllar,

Ömür bu işte,

Eskiyi hatırlar,

Bilmez ki daha yarınlar var.

Ah işte böyle insanlar,

Geçmişe takılıp kalırlar,

Çünkü geçmişin acısından,

Gizli bir haz duyarlar.

Haydi git artık, daha işim var,

Biliyorum, bir ömür harcadım,

Geride az bir zamanım var.

Neden yaparsın bunu?

Neden bu ölümü hatırlatmalar?

Oysaki yaşanmamış, yarım kalan çok şey var.

06.10.2025 Çeşme

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir