Yazar Hasan Karataş’ın Yıllar Sonra adlı kitabından alıntıdır.

Bitmeyen şarkılar mırıldanıp durdu yüreğim…
Bazen içimde bir çığlık gibi… Bazen derinden gelen bir sesle…
Hüzünlü melodiler mırıldandı ara sıra. Suskunluğa büründüğü de oldu.
Tam gittiğini sandığımda, “Ben buradayım.” diye en güzel musikilerle geri döndü.
Kaybolmuş aşklara dairdi hep söylediği şarkılar…
Yitip gidiyordum onun söylediği şarkılarda. Bazen ben de anlamsızca, herhangi bir yerde eşlik ediyordum. Bir anda kendime gelip susuyordum. O daha da kuvvetli söylüyordu. Beni bir yerlere mi çağırıyordu?
Bastırmak için başka şarkılar mırıldanıyordum; yine de gitmiyordu hiçbir yere.
Her sabah bambaşka bir şarkıyla uyanıyordum. Sanki gece boyu şarkılar söylenmiş gibi… Yorgun oluyordu yüreğim. Bazen tanıdık şeyler söylüyordu, bazen hiç duymadığım bir şarkıyı. Bilmediğim dillerde ağıtlar yakıyordu. Ya da içli bir terk edilmişliğin üzerine yazılmış gibiydi…
Nedense dalgalar eşlik eder gibiydi arka fonda. Hep denizi hatırlıyordum. Beni hep sahillere çağırıyordu; kumlardan, yakamozlardan, yıldızlardan bahseder gibi…
Sanki o şarkılar söylerken tuzlu deniz kokusunu hissediyordum burnumda. Bir hayal dünyasında gibi… Sarıyordu beni çepeçevre. Tüm kumsalı kat ediyordum; bazen koşarak, bazen yürüyerek.
Sabah kalktığımda ayaklarım ağrıyordu çoğu zaman. Yorgunluğum daha da artıyordu. Sabah güneşi vurmuş, yakmış gibi uyanıyordum. Bir baş ağrısı gelip çatıyordu… İşte o an çekilmez oluyordu şarkılar. O da anlıyordu; bir süre sonra sessizce mırıldanmayı bırakıyordu.
Kızdığım ya da öfkelendiğim zaman, o da bana kızıyordu adeta. Çekip gidiyordu. Bazen uzun sürüyordu kızgınlığı, bazen çabuk dönüyordu. Sevmiyordu öfkeyi ve kızgınlığı… İşte bu yüzden uzun sürmüyordu öfke nöbetlerim.
İçimi koca bir boşluk sarıyordu. Geri gelsin istiyordum tüm şarkılar… Beni sarsın, kucaklasın istiyordum. Daha yüksek sesle söylesin, her şeyi bastırsın istiyordum. İçimdeki tüm boşluklarda sadece şarkılar yankılansın diye bekliyordum.
Yıllar yılı tüm dünya şarkılarını, en güzel besteleri mırıldanıp durdu… Hemen yanı başımda; içimde bir yerlerde, gizlenmiş bir plak gibi… Durmadan, yorulmadan söyledi en güzel şarkıları.
Bazen derin ve içten ağıtlar yakar gibiydi… Acıttı yüreğimi, kanattı tüm yaraları. Bazen hüzünlü sonbahar şarkıları söyledi durdu. İçli içli ağlar gibiydi… Ya da tüm ömrünü ağlayarak geçirmiş biri gibi…
Yalnızlık şarkıları da güzeldi. Bütün bir ömrünü içimde, bir yerlerde tek başına yaşamış gibiydi. Yalnızlığını hissettirdi bana en derin kuytularda… Hatta dipsiz kuyularda yankılanıp gelir giderdi sesi.
Duvarlara çarpa çarpa yükseliyordu içimdeki sesler adeta. Derin bir kuyudan ağır ağır yükseliyordu içimdeki boşlukta… Duvarlarda süzülüyordu bana ulaşıncaya kadar.
Kim bilir kaynağında hangi duygular vardı… Hangi hisler dışa vuruyordu şarkıları… Hangi acıların, ayrılıkların, kederlerin dışa vurumu muydu yükselen çığlıklar?
Bazen ben de korkuyordum… İçimde dipsiz bir kuyu mu vardı acaba? Nereye açılıyordu? Büyük bir deprem ya da sarsıntıyla içimde derin bir boşluk mu oluşmuştu?
Tüm hüzünler, yalnızlıklar benim içimdeki boşluğa mı doluyordu? Hepsi birden oturup gidenlerin ardından ağıt mı yakıyordu? Hüzünleri mi bırakıyorlardı, beni bilmeden, içimdeki bir boşluğa?
Nereden çıkıp gelmişti bu uğultular? Neden beni buldular? İçimdeki koca boşlukta buluştular… Neden bana haykırıyorlar bitmeyen şarkıları, acıları, ayrılıkları?..
Konuşsam cevap verir miydi acaba? Bir şarkı isteseydim? “Gidin, biraz da başka yerde söyleyin.” mi deseydim? Kapı dışarı mı etseydim?
Sanki elimdeydi bütün bunlar… Beni dinlerler miydi? Ben de acılarımı mı haykırsaydım onlara: geçen günleri, çektiğim çileleri, umutsuzca beklediklerimi…
İlgilenirler miydi, yoksa sesim onlara ulaşmaz mıydı? Yıllar mı alırdı söylediklerimin ulaşması?
Ya da yıllar önce söylendi de tüm bu şarkılar bana yeni mi ulaşıyordu?..
Nereden geliyordu? Onu bile bilmiyordum ki… İçimde bir yerlerde… Ama nerede?
Bilseydim bastırıp elimle susturabilir miydim? Doktorlara söyleyebilir miydim? Gülüp geçmezler miydi bana? “Deli mi?” derlerdi… Depresyon ilaçlarına mı boğarlardı, her zaman yaptıkları gibi?
Ya da “geçer” deyip avuturlar mıydı? Bir cerraha mı görünseydim? Deşip içimi, arayıp bulsa mıydı?
Cerrah ne anlardı gönül sesinden… İçimdeki derin boşluktan?..
Kime gitmeliydi ki acaba? Kime söylemeliydi? Kim anlardı gönül boşluğundan? Kim anlardı içindeki dipsiz kuyuların sana getirdiği şarkılardan? Neden hep hüzünlü şarkılar mırıldanıp durduğundan?..
Yıllar yılı içimde haykırıp durdu en hüzünlü şarkıları, bütün ayrılıkları… Bazen dayanılmaz acı bıraktı içimde; bazen hüzün dolu mısralara ilham verdi yüreğimde.
Durmadan, bıkmadan söyledi içimde bu şarkılar. Bütün şiirlerime hüzün vurdu o yüzden… Bütün şiirlerime ayrılık değdi kıyısından.
“Hep hüzün ve ayrılık yazıyorsun.” diyenler var ya… İşte bu çığlıkların melodisini bir de benim içimden dinleselerdi, onlar da aynı şeyi yaparlardı.
Yıllar Sonra / Hasan Karataş

