Vedalar Üzerine

  Anılar   Temmuz 27, 2025  0   601  Okuma Listesine Ekle

Yazar Hasan Karataş bu yazısında, vedaların o naif ama derin izlerini adeta bir miras gibi her kelimeye işlemiş. İlk vedanın çocukluk masumiyetinden başlayıp, şehirlerden, insanlardan, anılardan geçen bu yolculukla, hem hüzünlü hem de hayatın kaçınılmaz döngüsünü anlatmıştır.

rum anlattığım gibiydi her şey. Dedim ya değişmedi hiç bir şey. Zaman gelip geçti. Zaman zaman hatırladım zihnimin derinliklerinde kalan izleri. Tekrar yaşarm

Henüz bir çocuktum bilmezdim vedaları. Hafızamı yokladım yıllar yılı geçmiş üzerinden. Bir sabah henüz güneş doğmadan hazırlanıp yola çıkmıştım. Bir ahşap köprü üzerinden geçip alaca bir karanlığa karışmıştım. Hava soğuk değildi. Ellerim bile üşümemişti. Yağmur da yoktu. Bir eylül ayında nasıl olsun ki. Yol kenarındaki bekleyişim biraz uzun sürdü. Karanlığın içinden gelecek bir farı beklemekteydim. Geriye dönüp uzun uzun bakamazdım. Bilmiyordum henüz çocuktum. İçimde biraz öfke, biraz sitem, biraz da endişe taşıyordum. Beklenen araç geldi. Merdiveninden çıkıp bir koltuk bulup oturdum. Şimdiki gibi değil tabi ki de endişeli yarım bir oturuş bu. Durmadan yolcular alıp durdu. Yol bitmeyen bir karanlığa doğruydu sanki. Sonunda bir kasabaya vardık ve kahvehanenin önünde durdu minibüs. Bende indim elime tutuşturulan çantayı alıp yürüdüm gittim.

İlk veda, ilk ayrılık… Acısız, sızısız… Biraz da anlamsız. Sonraki zamanlarda bütün anlamları ben yükledim ona. Ben derinlemesine sorguladım. Ben anlamlandırdım her şeyi. Oysaki o sıradan ve basit olağan bir vedaydı sadece. Günlerce hatta yıllarca yeniden şekil aldı zihnimde. Yoğurdum, yoğruldu yaşadığım her tecrübeyle. Yeniden şekil aldı. Her ne kadar yıllar geçmiş olsa da ilk veda önemliydi ve bu yüzden bugünlere taşıdım.

Hayır hayır, hiçbir şeyine dokunmadım, hiçbir şey katmadım. Hepsi aynı kaldı zihnimde. Ahşap köprü kayboldu zamanla patika yolda yitirdi kendinden bazı şeyleri ama hatırlıyorum anlattığım gibiydi her şey. Dedim ya değişmedi hiçbir şey. Zaman gelip geçti. Zaman zaman hatırladım zihnimin derinliklerinde kalan izleri. Tekrar yaşarmış gibi. Yeniden ve yeniden hatırladım. Bir miras gibi işte. Bugünlere getirdim. Belki de bu yazıyı yazmak içindi her şey.

Sonra pek çok vedayla karşılaştım. Uzaklarda bir lise de okumalıydım. Gittim okudum bitirdim. Bu kez de dört yılımı geçirdiğim bu yatılı liseye veda etmeliydim. Dört yıl çabuk gelip geçmişti. Bir haziran ayında artık bu küçük ilçeye veda etmeliydim. Yine gittim. Veda ettim. Dört yıl boyunca gelip geçtiğim yolu son defa dönerken her metresinde onlarca anı canlandı hafızamda. Birden kayboldu o ilçe baktığım otobüs penceresinden. Geride dört yılı bırakmıştım. Onca arkadaşlık ve dostluğu da.

Ve sonra şehirlere veda eder oldum. İnsanları artık başka bir kenara koymuştum. Onlarla o kadar çok veda ediyordum ki sırası gelen gelip geçiyordu hayatımızdan. Birkaç defa haberleşiyor ve zamanla hayatımızdan çıkarıyorduk. Kaybolup gidiyorlardı. Bir süre sonra merakta etmiyorduk. Onlarda arayıp sormuyordu zaten. Hayat böyle bir şeydi demek ki. Her şeyin bir vakti zamanı vardı. Zaman dolunca her şey geride kalırdı. Çok az insan kalıyordu. Bazı insanları bir miras gibi geçmişten bugünlere taşıyorduk. Ara sıra da olsa arardık, hâl hatır sorardık. Geçmiş günleri hatırlardık.

Sonra iş hayatım başlamıştı. Sürekli vedalar oluyordu. Başka yerlere gidenler, yeni gelenler… Okullar bitmiyordu. Şehirlerden geçiliyordu. Ve tam on iki yıl sonra tekrar veda vakti gelmişti. Yine çıkıp gittim bir şehirden. Yine dönerim diye düşünmeden. Yine döndüm, son bir defa. Sonrası olmadı. Bilmiyorum belki olmayacaktı da.

Gitmek…

Ve alıştığım yıllar

Alıştığım yollar

Alıştığım civar

Alıştığım dostlar

Size ne demeli bilmiyorum

Nasıl veda etmeli

Sessizce,

Habersiz,

Ansızın…

Her şeyin bittiği yerde

Yeni bir zamana yelken açmak

Bilmiyorum nasıl anlatılır

Biraz çekingen biraz…

Ya size ne demeli

Portakal çiçekleri

Ben yolcuyum

Boş verin beni

Hep geri dönme umuduyla

Hep misafir edasıyla

Dolaştığım yerde

Koca bir deryaya kucak açan Demre

Gidiyorum senden habersiz

Gidiyorum…

Başka bir şehir beni bekliyordu ya. Artık okullar yoktu hayatımda. Hepsi bitmişti ve ben öğrenci olacak yaşları da geçmiştim çoktan. Artık yazacaktım. Durmadan.

Çok uzun sürmemişti yine ayrılıyordum yaşadığım şehirden ve bir veda daha başlamıştı henüz yola çıkmadan. Bu kez kendimi sürgün ediyordum sevdiğim yerlerden. Soğuk bir şehre düşmüştü yolum ve yedi yıl kalacaktım bu şehirde de. Kaldım ve günleri tek tek tükettim. Gitmem gerekiyordu yine. Ve vakti geldiği için çıkıp gittim. Kolay değildi. O kadar yaşanmışlık. Bir o kadar da alışkanlık. Bir kaç dost ve arkadaş. Sayıları azalıyordu yaşadıkça çevremizdekilerin. Değerini kaybedenler oluyordu ve birer birer düşüyorlardı çevremizden. Ne de olsa değer verilen şey sadece hatıralardı ve bizi en iyi onlar anlatırdı. Her şeyi ezber ettiğim bu yerden de göçüp gidiyordum yine. “Bir şehre değil, tüm yaşanmışlıklara veda” olarak. Biliyorum bitmeyecekti bu vedalar. Bize bir gün her şey veda etmeden.

Nereden gelmişti konu buraya. Merak ettiğim bir köşe yazısını ararken veda etmekle ilgili bir cümle alıp getirmişti beni bu konuya. Durdum, bekledim, hafızamı yokladım ve uzaklardan çekip çıkardım işte bazı vedaları. Unutmamıştım, hatırlamıştım o günleri ve hayatımın belirli dönemlerinde veda etmenin gerekliliğini.

Çeşme 27.07.2025

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir